İtalya’daki Humanitas Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Maria Rescigno, Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin düzenlediği ALIS (A Look Into Science-Bilime Bir Bakış) konferansında önemli bilgiler paylaştı. Mikrobiyota üzerine merak edilenleri yanıtlayan Prof. Dr. Rescigno, bu alandaki yeni gelişmelere de dikkat çekti.
Prof. Dr. Maria Rescigno, mikrobiyotanın bireyden bireye farklılık gösterdiğini belirterek, bu farklılıkların sebeplerini açıkladı. “Mikrobiyota, doğum şekliyle şekillenir” diyen Rescigno, sezaryenle doğan bebeklerin cilt mikrobiyotasına, doğal doğumla dünyaya gelenlerin ise annenin vajinal mikrobiyotasına benzer bir yapıya sahip olduğunu ifade etti. Bu durumun ilerleyen dönemlerde sağlık üzerinde etkili olabileceğine dikkat çekti. Özellikle, sezaryenle doğum yapmış çocuklarda alerji ve otizm spektrum bozukluğu riskinin daha yüksek olduğunu vurguladı.
Mikrobiyota sağlığının hayat boyu önem taşıdığını dile getiren Rescigno, “Sağlıklı bir mikrobiyota için beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek gerekiyor” şeklinde konuştu. Eğer mikrobiyota sağlıklı değilse, uygun bir diyetle yeniden düzenlenebileceğini belirtti. Yüksek oranda rafine karbonhidrat tüketiminin aksine, daha fazla sebze ve lifli gıda tüketiminin önemini vurguladı.
Son yıllarda popülaritesi artan probiyotik ve prebiyotiklerin yanı sıra, postbiyotiklerin de beslenme düzenine entegre edilmesi gerektiğini ifade etti. Postbiyotiklerin, probiyotiklerin metabolitleri olarak sağlığımız açısından önemli bileşikler olduğunu belirtti. Ancak, bu takviyeleri kullanmadan önce uzman görüşü almanın önemine değindi.
Beslenme konusunda kaçınılması gereken gıdalar hakkında bilgi veren Rescigno, basit şekerlerin yanı sıra şeker ve hayvansal yağların kombinasyonunun bağırsaktaki iltihaplı mikropların artışına neden olduğunu söyledi. Ayrıca, kanser tedavisinde mikrobiyota sağlığının önemine vurgu yaparak, tedavi gören hastaların özel bir diyet izlemesinin gerektiğini belirtti.
Menopoz döneminde mikrobiyota değişikliklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Rescigno, hormon değişikliklerinin mikrobiyota kompozisyonunu etkilediğini ifade etti. Bu dönemde protein alımının artırılmasının ve karbonhidrat tüketiminin azaltılmasının önemine işaret etti. Ayrıca, disbiyozis durumunun bağırsak geçirgenliğini artırabileceğini ve bu durumun istenmeyen moleküllerin dolaşıma girmesine yol açabileceğini belirtti.
Sonuç olarak, mikrobiyota sağlığına yönelik dikkatli bir yaklaşımın ve bilinçli bir beslenmenin, genel sağlık üzerinde önemli etkileri olduğu anlaşılmaktadır.