18 Mayıs 2026 tarihinde Ankara merkezli Toplum Çalışmaları Enstitüsü, “Türkiye’de Uzay Politikası ve Kapasite: Kurumsal Sınırlar ve Fırsatlar” başlıklı bir araştırma notu yayımladı. Yusuf Tuna Alemdar tarafından kaleme alınan bu çalışma, Türkiye’nin uzay politikalarını; kurumsal kapasite, mali sürdürülebilirlik, uzay teknolojileri girişimciliği, akademik üretim, uzay diplomasisi ve teknoloji transferi gibi çeşitli başlıklar altında incelemektedir.
Araştırma, Türkiye’nin Millî Uzay Programı kapsamında Ay görevlerinden bölgesel konumlama sistemine, insanlı bilim misyonlarından yerli fırlatma kabiliyetine kadar geniş bir vizyon geliştirdiğini belirtmektedir. Ancak, mevcut kurumsal yapı ile bu stratejik hedefler arasında önemli bir uyumsuzluk olduğu ifade edilmektedir. Çalışmada, Türkiye’deki uzay alanındaki yapı ve kurum tasarımlarının, stratejik vizyon ve uygulama kapasitesi arasındaki bağlantıyı zayıflattığı vurgulanmaktadır.
Uzayın, modern devletler için artık sadece sembolik bir alan olmaktan çıktığını belirten çalışma, “Uzay, günümüzde prestij kaynağı olmanın ötesinde, teknoloji, sanayi ve stratejik özyeterlilik kapasitesinin test edildiği bir alan haline geldi” ifadesini kullanmaktadır. Araştırmada, uydu sistemlerinden veri ekonomisine, kritik altyapı güvenliğinden ileri malzeme teknolojilerine kadar uzanan geniş etkilerin, doğrudan ekonomik ve kurumsal kapasite ile bağlantılı olduğu önemle vurgulanmaktadır.
Türkiye Uzay Ajansı’nın (TUA) rolüne dikkat çekilen çalışmada, TUA’nın operasyonel bir icracıdan çok stratejik bir koordinatör olarak tasarlandığı belirtilmektedir. 2024 itibarıyla yalnızca 62 personelle faaliyet gösteren TUA’nın, 2025 yılı için öngörülen 2,34 milyar liralık bütçeyi yönettiği ifade edilmektedir. Araştırma, bu bütçenin yüzde 93,2’sinin “Ar-Ge ve Girişimcilik Desteği” adı altında kaynak transferlerine ayrıldığını ve bunun TUA’nın mühendislik/icra merkezi olmaktan ziyade, finansman sağlayan bir kurum olarak işlev gördüğünü göstermektedir.
Türk Astronot ve Bilim Misyonu’nun kamuoyunda önemli bir görünürlük sağladığına değinilen çalışmada, Ay Araştırma Programı’nın ikinci aşaması için gereken karmaşık teknik ve mali yapının, mevcut kurumsal kapasite ve finansal sürdürülebilirlik konusunu daha da kritik hale getirdiği belirtilmektedir. Ayrıca, ‘Uzay Limanı’ ve ‘Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi’ gibi altyapı projelerinin yüksek sermaye gereksinimleri ve uzun geri dönüş süreleri nedeniyle mali sürdürülebilirlik sorununu gündeme getirdiği ifade edilmektedir.
Enstitünün çalışmasında, dünya genelinde uzay ekosisteminin devlet merkezli yapıdan özel sektör odaklı “Yeni Uzay” paradigmasına geçtiği belirtilmektedir. Türkiye’deki ekosistemin ise büyük ölçüde savunma sanayii odaklı olarak “çift kullanımlı” bir yapı sergilediği vurgulanmaktadır. Araştırma, Türkiye’deki uzay teknolojisi kapasitesinin, sivil pazarlara açılma, ölçeklenebilirlik ve hizmet ihracatı üretebilme yeteneği gibi unsurlarla değerlendirildiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, Plan-S, Hello Space ve Fergani Space gibi girişimlerin, donanım üretiminin ötesinde bir dönüşüm gerçekleştirdiği, ancak sürdürülebilir ticari modeller ve ölçeklenme konularında hala birçok sorunun açık kaldığı ifade edilmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin uzay diplomasisi ve uzay hukuku konularında gerekli insan kaynağı ve kurumsal politika belgeleri gibi eksikliklerinin bulunduğu vurgulanmaktadır.